Hakkımda
Miladıma yürek dolusu sevgilerle...
Bağlantılarım
*
*
*
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|
Pıtırcık
Çocukluğumu çok özlüyorum… Nasılda heyecanla oyunlar oynardık hem de hiç yorulmadan oynardık. Hiç aklımdan arkadaşlarımın isimleri çıkmıyor. O zamanlar saklambaç oynardık. İlk önce sayışırdık, en sona kim kalırsa o yumardı. Bazen yaşlı bir ağaç dibine, bazen bir duvar köşesine yumardık. En çokta karanlıkta oynamayı severdim. Oyunlarda türlü hileler yapardım. Çocukluk işte… Hiç unutmam bir gün yine saklambaç oynuyoruz Ayşe’nin tişörtünü giymiştim o da benimkini giymişti. Beyza gördüğünde beni yakaladım seni Ayşe diye bağırdı. Büyük bir heyecanla zafer çığlıkları atardık, herkes çıksın çelik çömlek patladı. Köşe kapmaca oynardık, hele yakan top bir başka sarardı, tek kale maç oynardık sağdan soldan bulduğumuz eski havası inik toplarla… Mahallede kız yoktu çok fazla, bizde erkeklerle oynardık. Beni kaleye koyarlardı, bende beceremez gol yerdim sonra kızarlardı bana gol yediğim için. Bende gider karşı takımdan dişime göre cılız sıska bir çocuk bulur döverdim onu o hırsımla... Eee sonuçta arnavut damarı var bende :) Dokuz kayayı üst üste dizer topla o kayaları düşürürdük sonra ebe bize topla vurmaya çalışırdı ama biz taşları üst üste dizerdik o bize vuramadan. Yaz bitene kadar bu oyunlar tekrarlanırdı, hemen hemen her gün hiç bıkmadan yani dolu dolu geçerdi yaz günleri… Dizlerimizdeki yaraları sayardık. Kimin yarası daha çoksa gurur duyardı kendinden hiç unutmam hususi düşerdim. Mahallenin en yaramaz çocuğu da ben değildim ama bunuda belirtmek isterim... Tüm teyzeler beni çok severdi. Kendi çocuklarını gönderemezlerdi markete bana rica ederlerdi. Bende giderdim. Her markete gittiğim teyze bana arda kalan bozuk paralardan vermeye kalkardı ama direnir almazdım. Anneme de derlerdi ne kadar sıkı yetiştirmişsin Nurgül’e hiçbir şey veremiyoruz. Annemde o işini bilir derdi, duyardım… En çokta erik çaldığımız günler aklıma gelir. Evdeki eriklere yan bile bakmazdım. Çaldığımız erikleri karnımız ağrıyıncaya kadar yerdik büyük bir zevkle, büyük bir iştahla… Evimizin tam karşısında sahipsiz bir yaşlı bir ceviz ağacı vardı. Cevizler daha yeşilken ağaca çıkamadığımız için ağaca koca koca taşlar atardık. İlk önce bağırırdı biri taş elinde “Kafalara dikkat!” Fırlatırdı taşı var gücüyle arkadaş ama yinede birkaç kişinin kafasını ya da kolunu yarardı atılan taşlar. Yol bağı yapardık gelin arabalarına, hiç korkusuzca atlardık taksilerin önüne çoğunlukla zarflar boş çıkardı… Çocukluğumu özlüyorum, özlüyorum ve yaşamak istiyorum o eski anılarımı… Arkadaşlarımı öyle özledim ki tanır mıyım acaba diye düşünüyorum! Şaşkınca şimdiki çocuklara bakıyorum da ismini bile bilmiyor o eski oyunların ve sokaklarda kalmadı artık çocuk sesleri. Çocuklar ya play station salonlarında ya da internette… İyi ki o zamanın çocuğu olmuşum çünkü çocukken sevimli imiş bu koskoca ölümlü dünya…
 (Mavi tshirtli olan bendeniz)
Nilüfer Nurgül AKPINAR Mart 2009 |
Tarih: 09:56, 11/11/2009 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ÇOCUKSU HAYALLER
Küçük olmak ya da çocuk olmak hiç dert edilmemesi gereken şeyleri bize göre en küçük olayları dert etmektir… Benim gözlemimce bir insan farkında olmadan surat yapmışsa yeter o minicik çocuğun üzülmesine… Çocuğun nefret etmesi için ne kadar basit bir şey değil mi? Ufacık bir somurtkan yüz ifadesi mahvediyor o küçücük bedendeki o kocaman yüreği… Kocaman diyorum çünkü benim için en büyük yürekler o küçücük bedenlerde saklıdır. Kötülük düşünemez, sahtekârlık düşünemez, içinde fesatlık yoktur çünkü kötülüğü tanımamıştır daha… Anlayana tertemiz beyaz sayfa misali aslında bizim en güzel örneklerimizdir çocuklar… Neşeli şarkılar sevgi dolu sözcükler küçücük bir çikolata onların mutlu olmasına yetiyor. Hele düşleri ile birlikte küçük bir oyuncak araba olunca dolduruyor içine bütün sevdiklerini ve bir saatte bütün dünyayı dolaşıyor çocuklarımız. Ne kadar temiz, ne kadar duru hayalleri var aslında çocukların… Büyüdükçe hayalleri de yavaşça kirleniveriyor. Çocukken de olsa alıyor eline oyuncak tabancasını, sıkıyor etrafına mermileri ölüm saçan katil misali… Bir resim çiziyor ve resme bakan az buçuk düşüncelerini anlıyor. Sevdiğini daha bir güzel daha bir özenle çiziyor en güzel renklerle boyuyor minicik elleriyle ama sevmediğini kapkara geceler karasına büründürüyor. Aile içindeki arzularını da haykırıyor. Kiralık bir evde oturuyorsa hemen her resminde görebilirsin küçücük bir ev, yanında dere, ağaçlar, kuşlar vs… İşte çocuk olmak böylesi güzellikler barındırır. Dostlarım çocuksu yürekleredir benim en içten sevgi fışkıran selamlarım… Birde çocuksu saf yüreğini kaybetmeyenleredir…
Nilüfer Nurgül AKPINAR |
Tarih: 09:17, 11/11/2009 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
^^Gel - Gitme Artık^^
Bir deniz kıyısında, küçük bir kumsaldım... Dalgalar okşardı kumlarımı, bir anne çocuğunun saçlarını okşar gibi...
Her dalga gelişinde, bu sefer gitmeyecek sanırdım, ama hiçbir dalga kalmazdı kumlarımın üzerinde, bir nefesten daha uzun süre...
Kimi dalgalar bana deniz kabukları getirirdi, kimileri küçük, küçücük ama çok güzel taşlar... Hatta denizyıldızları bile getirenler olurdu ama hepsi bu... Hiçbiri kalmazdı bir nefesten daha uzun süre...
Kumdan kalelerim olurdu bazen... Altın sarısı kumlardan, kendi canımdan yapılmış. Kollarımı açmış beklerken görkemli dalgaları, gelir umarsızca yıkıp giderlerdi kalelerimi, arkalarına bile bakmadan...
Kimi büyük bir gürültüyle gelirdi, köpüklerini saçarak etrafa büyük bir haşmetle; kimiyse sessiz ve sakin, karanlıkta bir fısıltı gibi...
Ben hep en gürültülüsünü, en köpüklüsünü beklerken, anladım ki benden en çok şeyi onlar alıp götürüyordu... Sessiz sakin gelenlerse sanki bana dokunmaya kıyamıyorlar, geldikleri gibi dönüyorlardı masmavi evlerine...
Bazen biri gitmeden bir diğeri çıkıp geliveriyordu. İşte o zaman bilemiyordum ne yapacağımı... Birini kucaklamak isterken diğeri kayıp gidiveriyordu avuçlarımdan...
Gel-gitler oluyordu bazen... Kıyılarımdan giden dalgalar dönmüyorlardı geri... Ve ben yalnız kalıyordum uzuuun bir zaman... Ve ilk dalga vurduğunda sahile yeniden büyük bir gürültüyle, içimde bir çocuğun mutluluğu büyüyordu...
Haydi, güzel dalgam, ne olur gel artık, İster fırtınalarla gel, ister meltemlerle... Ama ne olur gel... Sahilde bıraktığın köpük köpük gözyaşları yetmedi mi? Bak görmüyor musun? Açtım sana kollarımı. Gel söndür yanan kumlarımı, içimdeki ateşi... Yoruldum seni beklemekten, Yoruldum gel-gitlerden...
GEL-GİTME ARTIK!!!
Nilüfer Nurgül AKPINAR 08.06.2008 |
Tarih: 08:28, 11/11/2009 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ben Yokum...
BEN YOKUM
Güzellik bu denli ucuzsa ve bu denli çirkinse yaşamak nankörse emek çıkarsa her kapının anahtarı ben yokum
ben yokum bir gecelik ilişkiler kadar değersizse aşk parayla ölçülüyorsa dostluklar ihanetler, savaşlar, karanlıklar üzmüyorsa ve utandırmıyorsa yoksulluklar ben yokum
erdem bu denli küçükse ve bu denli büyükse yalanlar hayaller yoksa umutlar yoksa çiçek açmıyorsa sevda bahçeleri özlemi anlatmıyorsa karanfil ben yokum
yaşam dediğiniz zamanı tüketmek maviyi kirletmek yiyip içip yan gelip geğirmekse ve küfretmekse sizden olmayana ana avrat doğru dostum ben aykırıyım
varsın sizin olsun din, yalan, sahtekârlık sizin olsun marklar, arabalar, dolarlar konfor, lüks, şan, şöhret, mevki
bana bir dilim şiir bir nebze sevgi yeter
yeter bir içten gülüş bir tutam düş ve güneşin yedi rengi
Nur J((16.10.2008)) |
Tarih: 08:23, 11/11/2009 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Uyan Ey İnsanoğlu Uyan!!!
 Yıl 2060
Torunum 13
Kızım 42, Ben 72 yaşındayım… 'Anneanne bizim bayrağımızda sizin zamanınızda Ay-yıldız varmış neden şimdi haç işareti ve anlamını bilmediğim renkler var? 2 arkadaş okulda tavan arasında eski bir atlas bulmuştuk, o atlasta gördük daha önce Edirne'den Kars'a kadar Türkiye toprağı imiş, şimdi neden o haritanın 1/5'ine Türkiye diyoruz? Eskiden her mahallede 1–2 cami varken, şimdi neden her ilde bir cami var? Dedem bahsetmişti daha önce ezan denen bir şey varmış, günde 5 defa camilerden okunurmuş şimdi bu çan sesleri ne anneanne? Filistinlilerin zamanında topraklarını parça parça satarak İsrail'in kurulmasına sebep olduklarını hiç mi bir yerde okumadınız da, topraklarımızı sattırıp şimdi bu ufacık alana bizi hapsettiniz? Siz atalarınızdan böyle mi aldınız bu toprakları? Emaneti böyle mi korudunuz? Günden güne topraklarımız satılırken siz uyuyor muydunuz anneanne? *** Baba küçükken herkesin beni Ayşegül diye çağırdığını hatırlar gibiyim şimdi neden bana Angel diyorlar, beni kulağıma Angel ismini ezanla sen mi söyledin? Bizim evin önünden tanklarla geçen Amerikan askerleri kim baba? Her gün bize hakaret ederek ve sizi her gördükleri yerde coplayarak demokrasi mi getirdiler baba? Bize okulda demokrasinin tanımını daha farklı öğretiler sanki… Elime geçen gün bir kitap geçti baba, senin gençliğinden kalan. Biz Ankara'ya taşınmadan önce memleketimizin ismi Gaziantep'miş ve 6317 şehit vererek 'Gazi'lik unvanını kazanmış. Neden şimdi oraya Kürdistan diyorlar baba. Baba hani sizlere Kürtlerle Türkler kardeştir demişler, peki kardeşlerim neden bizi öldürüp ülkemizde ayrı devlet kurdular. Baba o kitapta Atatürk diye birinden de bahsetmişti. O her kimse 1933'te Bursa'da bir nutuk vermiş, ben şimdi bile ne kastettiğini anlayabiliyorken, sizin gençliğiniz bu kadar mı cahildi de o uyarıları dikkate almadınız? Şimdiki Kürdistan toprağında yer alan Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmişler ve sen o dönemde gençtin, hiç mi kanın donmadı baba? Neden hesap sormadınız? Bunları görmezden gelen yöneticilerinize? O az önce bahsettiğim Atatürk size bir hitabe yazmış ve sizi hain yöneticilere ve uşaklara karşı uyarmış ve hitabenin sonunda da 'Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur' demiş. Baba kanınız o kadar bozuk mu ki ülkemizi bu hale getirenlerin yakasına yapışmadınız? Baba Türkiyeli ne demek? Biz Türk çocuğu değil miyiz? Soyumuz belli değil mi bizim? O kitapta okumuştum 'Ne mutlu Türküm diyene' yazıyordu. Peki, baba ben neden mutlu değilim? Türküm demek suçsa ve kötü bir şeyse siz eskiden neden söylerdiniz? Baba biz Kurtuluş Savaşı denen bir şey yaşamışız. Kitaba göre dünyanın gördüğü en şanlı savaşmış ve o savaşta 4 milyon şehit vermişiz. Madem bu vatandan bu kadar kolay vazgeçecektiniz de neden o kadar şehit verdiniz? Hiç mi kitap okumadınız? Hiç mi sizi uyaran olmadı, hiç mi göremediniz ülkemizin peşkeş çekildiğini? Eğer farkında olduysanız ve duygusuzca evinizde oturduysanız sizin o hainlerden ne farkınız kaldı? Allah'ın huzuruna hangi yüzle çıkacaksınız baba. 'Vatan sevgisi imandandır' diye bir hadis varken hadi diyelim ki Türklüğünüzden vazgeçtiniz bari İslam'ın emrine uysaydınız. Senin eski CD'lerden dinledim baba, bizim de bir İstiklal Marşımız varmış. O marşı yalnızca körü körüne mi ezberlediniz? Atalarımız sizi her fırsatta uyarmış, demiş ki 'Ey Türk titre ve kendine dön'. Baba ne zaman titreyeceksiniz? Ankara'yı da kaybettikten sonra mı? Bundan 13 yıl önce titremediyseniz eğer artık hiç bir şey titretemez sizi. Baba sen son bağımsız olan Türkiye Cumhuriyetini gördün. 'Ya devlet başa, ya kuzgun leşe' diyebilecek bir Hasan Tahsin, bir Şehit Şahin, bir Sütçü İmam yok muydu aranızda? Yazıklar olsun baba sizin gençliğinize! Bu günleri göreceğime hiç doğmasaydım baba. Türklüğünüzden utanmadınız hiç olmazsa insanlığınızdan utansaydınız baba. Bu vatan göz görerek altınızdan kayarken hiç olmazsa ŞEREFİNİZLE ÖLEMEDİNİZ Mİ? 
HER GÜNÜM CENAZE HER GÜNÜM ŞEHİT,
BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT, UYAN TÜRK EVLADI UYUMA UYAN, OTUZ KUPONA ALINMADI BU VATAN |
Tarih: 13:42, 10/11/2009 |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|